EĞİTİM-İŞ KURULURKEN

Eğitim-Sen Bölünürken Eğitim-İş Yeniden Kuruluyor 21 Ekim 2005

1908 YILINDA Encümen-i Muallim’le başlayan Türkiye öğretmen örgütlenmesinin bugünkü en büyük temsilcisi Eğitim-Sen dağılıyor.

TÖB-DER 12 Eylül Cuntası tarafından kapatılmış, malları hazineye devredilmiş ve yöneticileri olmadık suçlamalarla yıllarca süren yargılamalar sonunda aklanmışlardı.

TÖB-DER tarihe karışırken eğitim emekçileri de on yıl sürecek. bir dağınıklık sürecinde yaşadılar. Ezildiler, sürüldüler, atıldılar.Milli eğitimin tüm kademelerinde yönetim Türk-İslam sentezi olarak adlandırılan resmi ideolojinin gereği olarak dinci kadrolara teslim edildi.

1990 yılında anayasal belirsizlikten ve uluslar arası antlaşmalardan yararlanan öğretmenler Ankara’da EĞİTİM-İŞ sendikasını kurarak yeniden örgütlendiler. EĞİTİM-İŞ sözcüleri kısa sürede 200 bin öğretmenin bu sendikada buluşacağına ve öğretmenlerin ekonomik-demokratik- özlük haklarının geliştirileceğine inanmışlardı.

Fakat çok kısa bir süre sonra, aynı yılın sonuna doğru İstanbul’da sınıf sendikacılığı savıyla EĞİT-SEN de kuruldu.

12 Eylül karanlığından çıkarken eğitim emekçileri de iki ana kola bölünmüşlerdi.

1991 yılının temmuz ayında Eğit-Sen’in katıldığı Ankara Yürüyüşü bölünmenin nedenini de ortaya koyuyordu. Yürüyüşte atılan Kürtçe sloganlar zorlukla engellenmişti. Arkasından doğu ve güneydoğu illerindeki 20 kadar Eğit-Sen şubesi genel merkeze bir ültimatom çekerek kendilerinin engellenmesi durumunda sendikadan ayrılacaklarını duyurmuşlardı.

1995 yılına kadar Eğitim-İŞ ve Eğit-Sen iki ayrı sendika olarak çalıştılar. Bu iki sendika toplumdan ve üyelerden gelen baskılar sonunda birleşti. 1995 yılında EĞİTİM-SEN’i oluşturdular.

Aradan on yıl geçti.

2005 yılına gelindiğinde bu birleşmenin yapay olduğu, sendika ve siyaset anlayışlarındaki farkların giderilemeyeceği iyice anlaşıldı. Özellikle ana dilinde eğitim konusundaki diretme yüzünden sendika kapanma tehlikesi ile karşılaştı. Bu arada öğretmenler sendikalarından istifa etmeye başladılar.

Üyelikten ayrılanların çoğalması, birçok üyenin de bu yönde kararlı olduğunu bildirmesi sonucunda tabandan gelen zorlama yeni bir sendikayı zorunlu duruma getirdi.

17 Ekim 2005 günü EĞİTİM-İŞ’in kurucular kurulu kuruluş dilekçesini Ankara valiliğine verdi. Böylece Eğitim-İş yeniden kurulmuş oldu. Önümüzdeki aylarda Eğitim-Sen’den büyük kopmalar bekleniyor…

Bütün bu gelişmeler yaşanırken Eğitim-Sen Genel Başkanı “önemli bir şey değil, toplananlar 80 kişi..” diyebilmiştir. Her yeni örgütlenmede kurucular kurulunun az sayıda olduğunu unuturcasına…

Eğitim emekçilerinin Eğitim-Sen’e karşı eleştiri ve hoşnutsuzluklarını açmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:

  • Eğitim-Sen genel kurulunda alınan bir kararla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinin öğretmenler tarafından öğretilmesi ve savunulmasının reddedilmesi. Milli eğitimin amaçlarını gerçekleştirme görevini yatsıması. Türk Bayrağı, İstiklâl Marşı ve Atatürk’e karşı ilgisizliği. (Bu doğrudan doğruya bir işveren tarafından ücret karşılığı verilen görevin yapılmaması anlamına gelir. Görevi yapmamak, istifa etmeyi ya da işten çıkarılmayı gerektirir)
  • DEHAP,ÖDP ve EMEP tarafından sendika yönetiminin ele geçirilmesi. Siyasal çalışmaların sendikal çalışmaların önüne geçmesi.
  • Üst yönetime egemen olan siyasi partilere, basın yayın organlarına yardımcı olunduğu, finansal destek sağlandığı sanısı. DEHAP’lı bir belediyeye maddi yardım yaptığı şeklindeki duyumlar.
  • Sendika şubelerinde DEHAP, EMEP ve ÖDP yayınları yoluyla öğretmenlerin propaganda ile yönlendirildiği.
  • Kürt sorununa hoşgörü çerçevesi içinde bakarak, gelişmelerden daha çok devleti sorumlu tutarak daha çok bir Kürt sendikası gibi algılanması. PKK’ye karşı açıkça karşı durmaması.
  • Ulusal eğitime karşı AKP anlayışını desteklercesine “eğitim evrenseldir” gibi demagojiler kullanması. Öte yandan “Ana dilde eğitim” gibi bir başka etnik kimliğin ulusallaşmasını savunması.
  • “Ana dilde eğitim” hakkının, azınlıklara bile tanınmadığı AB ülkelerine bakmaksızın, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel unsurlarından olan Kürtler’e verilmesi için hem AB-ABD, hem de ayrılıkçı gruplarla birlikte savunması. Tabanın rahatsızlığı ve sendikanın kapatılması tehlikesi karşısında tüzükten maddeyi çıkardıktan sonra da bunun temel bir amaç olarak izleneceğinin açıklanması.
  • Her ay sendika kasasına giren yüz milyarlarca Türk Lirasının sendika ve eğitim emekçileri yararına kullanılmadığı kanısı.
  • Demokratik merkeziyetçi yönetim kılıfı altında tepeden alınan kararlarla emrivakiler yaratılması.
  • Üye çoğunluğu ile üst yönetim arasında fikir ve eylem birliğinin ortadan kalkması.(Ücreti sendika tarafından ödenen otobüslerle Ankara’daki eylemlere katılan üyelerin düşüklüğü, katılanların da bir bölümünün öğretmen olmaması bu kopukluğun önemli bir göstergesidir)
  • Eğitim-Öğretim ve öğretmenlerle ilgili çalışmaların, yayınların yetersizliği. Milli Eğitim Bakanlığının Öğretmen yetiştirme, müfredat, program ve eğitim sisteminin çeşitli alanlarında yarattığı bozulmalara sendikanın ciddi tavırlar koymaması. Bu alanlarda akademik çalışmalarla bakanlığın karşısına çıkamaması. Savaşım vermemesi.
  • AB sendikaları ve vakıflarıyla işbirliği yaparak; demokrasi, özgürlük, insan hakları ve sendikal dayanışma adı altında fonlanarak AB’nin Türkiye üzerindeki siyasal dayatmalarına, ulusal bütünlüğümüzün bozulmasına yardımcı olması.
  • 1966’da UNESCO ve İLO’nun kabul ettiği “öğretmenlerin statüsüne ilişkin çerçeve kararı” gereğince 5 Ekim gününün “Dünya Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasına dört elle sarılırken, ulusal eğitimimizin önemli günlerini reddetmesi.

Görüldüğü gibi Eğitim-Sen bir eğitim emekçisi örgütü olarak üyelerin gönlünü kazanamamıştır.

Ortaya çıkan yeni durumda eğitim emekçilerimiz Eğitim-İş’i mi, yoksa Eğitim-Sen’i mi seçecekler ?

Yakında göreceğiz.

Umuyoruz ki Eğitim-İş, Eğitim-Sen’den ayrılacakların yanına, yüzde elli beşi örgütsüz olan eğitim emekçilerini da katarak büyür. Ve gelecekte kitleyi kucaklayan, sorunsuz büyük bir sendika olarak eğitimimize hizmet verir.

21. yüzyılda uygar bir insanın örgütsüz olması, hele de kendi meslek örgütlerinden birine bile üye olmaması utanılacak bir durumdur.

Tüm eğitim emekçilerinin zaman yitirmeden kendilerine en yakın sendikada örgütlenerek, eğitim alanındaki olumsuzlukların giderilmesi için güçlü bir demokratik baskı grubu oluşturmaları gerekmektedir.

Denizli-Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası | Eğitim-İş Kurulurken
© 2012 Denizli Eğitim-İş